Postmodernizmi Anlamak

Yazar: 
İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*“Postmodernizm” terimi, uzunca bir süredir birden çok uygulamaya sahiptir. Bazen ironik veya zekice görünen her çağdaş eser için kullanılan muğlak bir kavram olmayı sürdürmektedir.

*Modern Çağ için kullanılan bir diğer ad, modernitedir. Modernite, modernizasyon fikriyle bağlantılıdır ve “modern” veya “güncel” olmanın-veya olma isteğinin-farkındalığıdır.

*Postmodernizm ve postmodernite arasında bir ayrım yapılabilir. Teknik olarak konuşucak olursak, ilki kültürel ve sanatsal gelişmelere işaret eder, ikincisi ise sosyal koşullarda ve bu koşulların yarattığı “ruh haliyle” ilgilidir.

*Deyan Sudjic, The Languageof Things (2009)adlı kitabında, baştan çıkarıcı ama faydasız objelere boğulduğumuzu savunur.

*Kültürel çeşitlilik teması, postmodern teori ve pratiğin içinde sıkça karşımıza çıkar.

*Deha, malzemelerin nefes kesici yenilikçiliğinden değil, harmanlanmanın dengesi ve ustalığında yatar.

*Postmodernizmin “ya o – ya bu” şeklindeki düşünmeyi, “hem o – hem bu” şeklinde düşünmekle değiştirdiğine zaman zaman dikkat çekilir.

*Guy Debord, kendimizi ürettiğimiz şey aracılığıyla değil, satın aldığımız şey aracılığıyla ifade etmemiz istendiğine dikkat çekmiştir. İlişkiler imajlar tarafından yönlendirilir ve toplumsal hayat, ticari mallar tarafından bütünüyle işgal edilmiştir.

*Marshall McLuhan, yeni teknolojilerin yeni insani ortamları doğurduğunu savunmuştur ve yüzyıllar sonra, insanlığın düşüncelerinin ve eylemlerinin, iletişim araçlarımızdaki gelişmeler tarafından belirleneceğine inanmıştır.

*Statüko, varlığını sürdürmek amacıyla, her şeyin yolunda gittiği izlenimini vermek zorundadır. Aynı zamanda, insanları mevcut koşulların doğal olduğuna ikna etmesi gerekir.

*Reklamcılar gibi hükümetlerde sözcüklerin gücünün düşünceleri etkileyebileceğinin farkındadırlar. Örneğin İngiliz hükümeti, Sosyal Güvenlik Kurumunun işsiz yerine “iş arayan” ifadesinin kullanmasını istemiş ve Gelir Desteği ifadesini “İş Arayanların Ödeneği” şeklinde değiştirmiştir.

*Birçok reklam, satılan ürünün kendisi hakkında ayrıntılar sunmaktan çok ürüne bir yaşam tarzı ve deneyim hissi eklemekle ilgilenir. Bu nedenler, eşyaların bize sunabileceği pratik faydadan çok, onlara iliştirilen imajları tüketmekten daha büyük bir doyum elde ederiz.

*Alman sosyolog Georg Simme, insanlar arasındaki sosyal bağların artık resmi kurumlar, bürokratik örgütler ve para tarafından taklit edildiğini vurgulamıştır. Para, insanlar arasındaki ilişkilere aracılık eden ve bu ilişkileri “somutlaştıran” başlıca anonim sosyal güç haline gelmiştir. Bu, insanlar amaç, istikrar ve aidiyet anlayışını yitirdikçe, yabancılaşma ve insanlıktan uzaklaşma hissi yaratabilir.

*Modernistler kendilerini kentle ilişkileri üzerinden tanımlamıştır, ama postmodernistler bilgi teknolojisinin merkezsiz ağları aracılığıyla yapılandırılır.

*Postmodern dünyada, benliğin bir tek imajına sabitlenmeniz gerekmez.

*Anti-özcülük, insanların nihai olarak eylemlerini açıklayan ebedi, evrensel bir öze sahip olduğu fikrinin karşıtıdır.

*Kanadalı sosyolog Erving Goffman, postmodern benliğin önemli bir öncüsü olarak görülmüştür, çünü insanları “içte” ne oldukları üzerinden değil, sosyal koşullarda nasıl davrandıkları üzerinden incelemiştir. 1959 yılında yayınlanan The Presentation of Self in Everyday Life adı kitabı, bu açıdan önemli bir metindir. Goffman, hayatı teatral olarak görmüştür. Kitabında, hayat “sahne üzeri” ve “sahne arkası” anlar olmak üzere ayrılır ve insanlar “oyuncular” olarak nitelendirilir.

*Postmodernizm, kimliğin, “dışarıda” üretilen bir şey olduğunu, bir maske olduğunu, dünyaya gösterilen bütün yüzlerin bir çok (muhtemelen çelişkili) sosyal güçler tarafından tanımlandığını ve dağıtıldığını savunur.

*İnsanlar artık geniş ölçekli parti politikaları yerine spesifik bireysel sorunlar hakkında mücadele etmeye daha çok ilgi göstermektedir.

*Postmodernizm modern politakanın üç köşe taşını erozyona uğratır: ulus, sınıf ve dünyanın genel dönüşümüne duyulan inanç.

*Jürgen Habermas, insan kimliğinin istikrarsız, parçalı veya “süreç içinde” olduğunu savunan kimi postmodernist düşünürlerin iddialarına karşı çıkar; hepimiz derinlerinde sonsuz insani ihtiyaçları ve arzuları paylaşırız. Postmodernistlerin başarısızlığı, bunların karşılanması için izlenebilecek bir yol önermeyi reddetmeleridir.

*Postmodernitede, insanlar,bilgiler, imajlar ve objeler dünyanın dört bir yanına göç eder. Süreç içinde, bir topluluğun veya ulusun sınırlarını taanımlamayı daha zor hale getirirler.