
Altını Çizdiklerim;
*Sosyal ağların içinde yer alıp bağlantıda olduğumuz diğer kişilerden etkilenerek, ister istemez bireyselliğimizin bir kısmını kaybediyoruz.
*Metodolojik bütünsellik olarak bilinen bu yaklaşıma göre, sosyal olgular bireyden ayrı olan ve yalnızca bireyleri inceleyerek anlaşılamayan bir bütünlüğe sahiptir.
*Bunlar, sanrılar gören insanlara hepimizin özlemini çektiği o güçlü, güven verici ve sakinleştirici deneyimi sunuyor: başkaları tarafından anlaşılmak.
*Araştırmacılar kendi görünüşümüze ilişkin algıların davranışlarımız üzerindeki etkisine, Yunan mitolojisinde istediği her görünümü alabilen tanrıya atıfla, Proteus etkisi adını verdiler.
*Sosyal ağınızda daha uzaklara gittiğinizde, deneyim ve bilgiler daha az örtüşecektir. Sosyal açıdan uzak olduğumuz kişilere daha az güvenebiliriz, ama sahip oldukları bilgi ve bağlantılar özünde daha değerli olabilir, çünü bu bilgilere kendi başımıza ulaşamayız.
*Hepimiz beynimizle düşünme kapasitesine sahibiz, ama kalbimiz kalabalıkla iletişimi sürdürüyor, bu da bizi bazen felakete sürüklüyor.
*Liman işçisi ve sosyal eleştirmen Eric Hoffer bir keresinde, “İnsanlar istediklerini yapmakta serbest olduklarında, çoğunlukla birbirlerini taklit ederler,” demişti.
*Amerikalı hiciv ustası H. L. Mencken, servetin “kişinin baldızının kocasının kazandığı gelirden yılda en az yüz dolar daha yüksek olan herhangi bir gelir” olduğuna dair ünlü bir gözlemde bulunmuştur. Bu ifadeyle, pek çok insanın iyi bildiği, ama ekonomi alanındaki resmi çalışmalarda nedense rağbet görmeyen bir fikri yakalamıştır: yani, insanların çoğunlukla dünyadaki mutlak konumlarından çok, göreli konumlarıyla ilgilendiklerini.
*İnsanlar kıskançtır. Başkalarının sahip olduklarını ve başkalarının istediklerini isterler. Ekonomist John Kenneth Galbraith’in 1958’de öne sürdüğü gibi, tüketici taleplerinin birçoğu, doğal ihtiyaçlardan değil, sosyal baskılardan kaynaklanmaktadır. İnsanlar ne kadar iyi durumda olduklarını, genellikle ne kadar para kazandıklarına ya da ne kadar mal tükettiklerine değil, tanıdıklarını diğer insanlara göre ne kadar kazandıklarına ve tükettiklerine bakarak değerlendirirler.
*İnsanlar gerçek ya da sanal ne tür bir ağ kullanırsa kullansınlar, eş bulma süreci genellikle homogami, yani benzeriyle evlenme eğilimiyle yönlendiriliyor ( benzeriyle arkadaşlık kurma eğilimi olan homofili gibi). İnsanlar (sahip oldukları özellikler açısından ) kendilerine benzeyen ve benzer bir “kalite”si olan eşler arıyor-ya da her halükarda buluyorlar.
*İnsanlar her zaman sosyal ağlarını isteyerek oluşturur ve yeniden oluştururlar. Bunun başlıca örneği homofili, yani kendimizi bize benzeyen insanlarla bağdaştırma yönündeki bilinçli ya da bilinçdışı eğilimdir (sözcüğün tam anlamı “benzer olmayı sevmek”tir).
*psikojenik; ruhsal kökenli