
Altını Çizdiklerim;
*Nasıl uzuvları birbiriyle uyumlu olan beden güzelse, erdemleri kendi içinde uyumlu olan ruh da güzeldir.
*17. ve 18. yüzyıllarda Fransa’nın aşkın yüksekokulu haline geldiğini ve bu özelliğini de elinden bırakmadığını söylemeye gerek yok. Bununla beraber aşk yaşamı, sapıklığa varan son şeklini de ilkin Fransa’da almış ve Paris’te nihai tamamlanışına eren “aşk uğruna yaşamak” da esasen Fransa’da 18. yüzyılın anlamı haline gelmiştir.
*Temel ihtiyacı aşacak biçimde yapılan her türlü fazladan harcama, lükstür.
*Thorstein Veblen “atıl” sınıflar üzerine yazdığı ilham dolu kitabında, bütün malvarlıklarını, başkalarından önde olma güdüsüyle değerlendirdiği gibi, bütün lüksü de getirip bu güdüye dayandırır.
*[“Herkes çıldırmış; lüks son haddine dayanmış ve kuşkusuz Paris’in yarısı helak olmuş, diğer yarısı da haydutluk yapmaya başlamıştır”] diye yazıyor karısına Parisli bir taşralı 1787 yılında.
*Zenginler kısa sürede, artık hiçbir şey hissetmedikleri bir noktaya geldi. Evlerini değişiklik olsun diye süslüyorlar, giyinmeleri günlük bir angarya, yemekleri bir gösteri. Ve sanırım lüks onları eziyordu, fakirliğin yoksulları ezmesi gibi.
*18. yüzyıl fransız saraylarına bütünüyle metreslerin hakim olduğu ve sarayın yazgısını da bunların belirlediği, herkesçe bilinmektedir.
*Gerçek ise lüks talebinin nesnelleşmesi kapitalizmin gelişmesi için esaslı bir öneme sahiptir.
*Lülksün duyusallaşma eğilimi, incelmesi eğilimiyle olabildiğince yakın ilişki içindedir. İncelme, bir kullanım eşyasının üretiminde canlı emek sarfiyatının artması demektir; daha fazla çalışmayla maddenin içine nüfuz etme, maddeyi emeğe doyurma demektir. Ne var ki bu sayede, gerek kapitalist endüstrinin, gerekse kapitalist ticaretin sahne alanı da esaslı bir biçimde genişlemiş oluyor.
*Ortaçağda işleyen kural, üretim zamanının uzun olmasıydı; bir eser ya da bir yapı üzerinde yıllar ve on yıllar boyunca çalışılıyordu: bir yapıtı tamamlanmış görmek için hiç kimsenin acelesi yoktu.
*Birey kendisinden daha uzun süre yaşayan toplumdan yakasını kurtaralı beri, yaşadığı süre de duyacağı hazzın bir ölçütü haline gelmiştir. Tekil insan, şeylerin değişimine kendi namına olabildiğince tanık olmak istemektedir. Kral bile fazlasıyla kendisi için yaşamaya başlamıştır: yaptırmaya başladığı şatoda ölmeden önce artık kendisi de oturmak istemektedir.
*Yemek lüksü de, 16. yüzyıldan bu yana esas biçimini alacağı Fransa’ya, İtalya’dan geçmiştir.
*Barok tarzı için, kendisini, her yere egemen olmuş kadının etkisinden kurtarmaya çalıştığı söylenebilir.
*[“israf, insana zarar verici bir kusurdur, ama ticarete deği.”] Güçlü “etik” eğilimlerine karşın D. Hume bile bu sonuca varıyor.
Hetaere; son derece kültürlü fahişe ya da kapatma, özellikle eski yunanda, Zenginlik ya da toplumsal bir mevki elde etmek için güzelliğini ve cazibesini kullanan kadın.
Kurtizan; Eskiden bir prensin soylu sevgilisi, metresi, kibar, yüksek düzeyde fahişe.
al fresco; kireci yeni sürülmüş, sıvası yaş olan duvara resim yapma.
Levant; Andolu kıyılarından Mısır’a kadar Doğu Akdeniz kıyısında bulunan ülkeler.